dikkat

Çoğumuz küçük yaştan beri, “Dikkat!” uyarılarıyla yetişmişizdir. Önümüze, arkamıza, etrafımıza, gelene gidene dikkat etmemiz söylenmiştir. Neden? Amaç, kendimizi olası tehlikeden veya etrafımıza zarar vermekten sakınmak. Londra’nın metrolarında tren kapıları açılıp kapanana kadar platformda anons edilen meşhur “boşluğa dikkat” –“Mind the gap” uyarısı da, pek farklı amaç taşımıyor. Mindfulness ile uğraşalı beri, bu ‘dikkat’ olayına dikkat vermeye başladım. Odaklandıkça, dikkatle ilgili yeni düşünceler ve anlayışlar kazanmaya başladım. Ve kendime sorduğum asıl soru, dikkatimizin genelde nerede olduğu ve gerçekte nerede olmadığı!
Dikkat deyince, akla dikkatsizlik geliyor. İlginç bir şekilde, dikkatimiz yerinde olmadığında çokça hatalar yapıyoruz. “Yaptığım aptallığa bak!” dediğimiz oluyor. Sonra da “dikkatsizlikten oldu” deyiveriyoruz. Asıl kaynak dikkatsizlik veya dikkat eksikliği mi, yoksa yeterli ve hakkettiği dikkati vermemek mi? “Farkı ne?” diyeceksiniz. Sizce, ‘soğuk değil’ ile ‘sıcak’ arasında fark var mı? Dikkatsizlik ile dikkat vermeme arasında da, çok ufak da olsa, fark var. İşte benim derdim o ufacık fark, ve o farkin farkındalığından hayatımda fark yaratmak.
Şunu gözlemledim ki, çoğu sıkıntılar -ruhsal, bedensel veya psikolojik, hepsi zihnimizin fazlasıyla dolu oluşundan ve yaşanan olaylara ve deneyimlere dikkatimizi vermeden yaşıyor ve hayatın harika unsurlarını kaçırıyor olmamızdan kaynaklanıyor. Hiç gideceğiniz bir yere farkında olmadan gidip sonra da “neden buraya geldim?” diye şaşırdığınız oldu mu? Veya, son derece iyi bildiğiniz bir ortamda, bir objeyi sanki ilk defa görmüşünüz gibi “bu burada var mıydı?” dediğiniz oldu mu? Peki ya sizi çevreleyen unsurlardaki detayları ve canlılığı sorguladığınız oldu mu? Bir anlığına dünyayı yepyeni bakış ve farkındalıkla görebilmeyi ister miydiniz?
O rutin, otomatik, ve alışılmış tutum-davranışınızdan sıyrılarak, sizi dikkatinizi dikkatinize vermeye davet etsem.. Yani, belirli bir yöne, bilinçli şekilde odaklanmanızı istesem…
Uygulama çok basit: Bulunduğunuz herhangi bir ortamda, gözlerinizi kapatıp iki-üç derin nefes alıp veriniz. Gözlerinizi açmaya hazırlanırken, şu ana kadar ortamla ilgili tüm bildiklerinizi kenara bırakarak, gözlerinizi dünyaya ilk defa açıyormuşunuz gibi açınız. Çevrenizi ilgi, dikkat ve merakla inceleyiniz. Ne görüyorsunuz? Ne gibi detaylar gözünüze çarpıyor? Renklerin canlılığı gözünüze nasıl geliyor? Eskisine kıyasla ne gibi farklılıklar gözlemliyorsunuz? Her detayı incelerken, adeta göz hapsine alır gibi, dikkatinizi ve tüm ilginizi veriniz; ve her seferinde değişik bir parçasını arayınız. Belki fark göreceksiniz, belki görmeyeceksiniz; varlığını veya yokluğunu teyid etmekten öte, farketmenin keyfine varınız.
Farkettiğiniz her detay hayatınıza yeni renkler, canlılıklar ve yaşam kaynağı olarak değer katacaktır. Bu küçük dikkat çalışması, günlük koşturmaca içinde detayları yakalama becerinizi arttıran, ana odaklanmanızı kolaylaştıran, hafızanızı güçlendiren, ve düşünce ve karar alma gibi bilişsel becerilerinizi yeniden yapılandıran basit ama etkili bir ‘anda kalma’ alıştırmasıdır.
Bu alıştırmayı dilediğiniz her ortamda –evinizde, evinizin sokağında, işyerinizde, daima geçtiğiniz sokakta, yollarda; çok iyi tanıdığınız veya tümüyle yabancı olduğunuz mekanlarda, kısacası heryerde uygulayabilirsiniz. İşin püf noktası, detaylara tüm dikkatiniz, ilginiz ve merakınızla odaklanmanız… ve, kendinizi farkındalığınızın sizi götürdüğü yöne doğru nazikçe bırakmanız.

Dikkatiniz anda, her anınız efsane olsun!

Shirli Ender – Büyükbay