Doğru bir insan olmak kolaylaşıyor!
Bir söz vardır hani…
“Doğru olursan, ok gibi, fırlatır atarlar seni
Eğri olursan, yay gibi, elde tutarlar seni” diye

Hayatımızın herhangi bir yerinde
Hatta daha çocuk yaşta iken karşılaşırız bu gerçekle. Şöyle denir o zamanlar bize; “Her doğru her yerde söylenmez evladım!” Ve biz!
O küçücük beynimiz, kocaman yüreğimizle sorgulamaya başlarız… Doğru nerelerde söylenir acaba diye… Gözlemleriz çevremizi… Konuşanları, konuşulan ortamları, kimin kime neyi ne kadar söylediğini…
Şunu görürüz nihayetinde:
Doğru; dört duvar arasında sadece birbirine güvenen insanların paylaştığı bir durum!
Neden mi? Doğru söylendiğinde kaybedilecek bir şeylerin korkusu, susmayı gerektirdiği için…
Bizler, 60-70-80 yıllarında çocukluğu geçenler böyle büyüdük. Her birimiz bu gerçeği kendi yapımıza uyarlayıp bir kişiliğe büründük.
Bunun neticesinde ne mi oldu? Madden güçlünün yanında yer almak isteyenin doğru konuşmaması oldu tabii ki.
Çünkü güçlünün yanında yer almak demek bir anlamda güçlü olmak demekti!
Peki ya doğru olmak! Haklı olmak!
Tarih, güçlü ama haksız olanları hep yermişti oysa…
Haklı ama zayıf olanları ise baş tacı etmişti.
Hikayelerini, sevdalarını, en ince ayrıntısına kadar dilden dile dolaştırmıştı…
Hal böyle iken nedendi bu güç sevdası?
Birçok nedeni var elbette! Birçok nedeni…
Ama hepsinden önemlisi ve bütün nedenlerin temeli tek bir şeydi! Ne mi?
Ego!
Bu kadar basit mi?
Evet, bu kadar basit!
Ego’nun zaferi kısadır oysa. Hani derler ya;
“Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.” diye… İşte Egonun da zaferi, güç gösterisinin süresi bu kadardır…
Diğer taraftan belirtmeliyim ki,
Haklı olmak-doğru olmak demek aslında en büyük güce sahip olmak demektir!
Hak –doğruluk, gücün kendisidir çünkü!
Ama ego bunu bilmez… Ego görünenle vardır. Hakkın içinde var olan güç ise ancak hissedilir. Zamana ve mekana sığmayacak kadar büyüktür çünkü…
Bu nedenledir ki binlerce yıl önce yaşamış ama doğruluktan ayrılmamış sıradan bir çobanın hikayesi bile unutulmaz. Savunduğu doğruluk, onu unutturmaz ki!

Biz Türk toplumlarındaki aile kavramı, büyüklere saygı gibi güzel olgular, güçlünün karşısında doğru konuşmama gibi bir mazerette de kullanıldı maalesef…
Yıllardır devam eden bu durum, toplumumuzun güzel değerlerine dinamit koymaktan farksızdı oysa…

Şimdi, yani 90-2000 ve 2010 kuşağında çocukluk yaşayanların durumu ne mi?
Onlar kırılma dönemini yaşadılar, yaşıyorlar…
İnternet, cep telefonu, mesaj dönemi yaşayan çocuklarımız ve gençlerimiz doğruyu daha çok kişi ile paylaşmayı ve aslında farklında olmadan doğruyu her yerde konuşmayı öğrendiler…
Önümüzdeki yıllarda bu çocukların çocukları onlardan daha şanslı olacaklar elbette! Gittikçe dalga dalga yayılan bu doğruyu paylaşımı kimse engelleyemez artık…

Herkes internetin çocuk gelişimi üzerinde olumsuz etkilerini konuşurken benim bu söylediğimde ne böyle? Diyebilirsiniz!
Bir çocuk gelişimci, yıllarca her tür çocukla çalışmış ve hala da çalışan biri olarak vardığım sonuç ve gerçek bu!
Bu bizim toplumumuzun durumu elbette.
Öte yandan, Avrupa ve diğer ülkelerde zaten böyle bir durum yok. Onlar her yerde ve ortamda (normal halk için geçerli bu söylediklerim) doğruyu konuşmayı tercih ettikleri için aile bağı, büyük karşısında saygısızlık gibi bir kavramı bilmiyorlar zaten. Öyle bir dertleri de yok. Onlar için doğruyu konuşmaktır önemli olan.
Şimdi internet denen durumla dünya küçüldü.
Bizim çocuklarımız da Avrupa gençleri de ortak payda da buluşup konuşuyor, paylaşım kuruyor…
Aynı zamanda, Tarihin taç ettiği haklı ve doğru insanların hikayeleri, bu paylaşımda bulunan bizim çocuklarımızın beyinlerinde duruyor…
Bu durum, çocuklarımızla aileler arasında iletişim problemleri doğuruyor elbette. Nitekim birçok velim çocuğunun karşısında nasıl davranacağını şaşırıyor. Çünkü en ufak yalanını yakalayan çocuk bizim gibi susmuyor artık.
Nihayetinde baba veya anne otoritesini ayaklar altına alıp yalan söylediği için evladından özür dilemek zorunda kalıyor.
Sonuçta ne mi oluyor. Elbette ki bir daha yalan söylememek için direnen veliler ve doğrulukta kazanan çocuklar!
Aklın yolu birdir sevgili okuyucum,
Gerçekleri gizlemek teknolojinin ilerlemesi ile her geçen gün biraz daha zorlaşıyor…
Kapalı kapılar ardında konuşulanlar artık sır olmaktan çıkıyor…
Herkes gizlediği gerçekle tahmin ettiğinden daha erken yüzleşiyor…

Bu devri yaşayan çocuklarımızın doğruyu seçmemesi de bir o kadar mantıksızlaşıyor!
Kısacası, şimdiye değin bizler doğruyu seçip orda kalabilmek için direniyor, savaş veriyorduk…
Bu savaşı verip doğruluk yolunda ilerliyorduk. İlerlerken sonbaharın yaprakları dökmesi gibi, doğruların gizlenebilmesi, bizi…
Bazen hevesimize
Bazen korkularımıza yenik düşürüyor… Bir bir döküyordu…
Şimdiden sonra ise,
Doğruluk yolunda olmak için değil!
Olmamak için savaş verecek kimileri
Ve inanın bana, bu da doğruluk yolunda ilerleyenlerin ilkbaharı demek oluyor
Yani! Dostum,
Gelecek, doğruluğu esas alan bir insanlık vaad ediyor!

Şahnaz Aras
Çocuk Gelişimi Eğitimcisi