porno canli mac izle

Posts tagged dinleme

Problemi Çözen Her Çözüm, Yeni Bir Problem Yaratır.

Fikret GÜZELLER Eğitim ve Performans Geliştirme Danışmanı

Fikret GÜZELLER
Eğitim ve Performans Geliştirme Danışmanı

Çoğunlukla hepimizin bildiği bir laftır. Problemin tespiti çözümün yarısına ulaşmaktır. Asıl sorun problemi tespit edebilmektir. Bunu sağlamak için öncelikle eleştirel ve sorgulayıcı bir tavır içinde olmak gerekir. Ancak sürekli olumsuz yargılarla negatif enerji yaymaktan söz etmiyoruz burada. Önemli olan gelişmeyi, ilerlemeyi sağlayacak çözüm önerilerini ortaya koyarak eleştiri yapabilmektir. Bunun içinde zorunlu olarak bilgi sahibi olmamız gerekmektedir. Bilgi sahibi olmadan veya çözümü bilen bir danışmana sahip olmadan çözüm önerisi ve yöntem önermek için yapılan eleştiri yalnızca olumsuz görüş niteliğinde olacaktır. Bununla birlikte sorunu olumlu bir tavır içinde ortaya koyarak birlikte çalıştığınız insanlardan çözüm için destek ve önerilerini beklemekte olumlu bir yaklaşım olacaktır. Öncelikle esas olan problemin tespitidir.

Bir işletmede problem sahalarını 3 esas alanda aramakta fayda vardır. İlk olarak üretim ile ilgili detaylar, ikinci olarak pazarlama stratejileri ve ürün politikaları ve son olarak da yönetim ile ilgili esaslar incelenerek problem sahaları tespit edilmelidir.

Üretimde problem sahalarının tespiti nasıl olmalıdır? Read the rest of this entry »

Dinlemeyi Bilmek, Soru Sormak ve Yönetmek

Fikret GÜZELLER Eğitim ve Performans Geliştirme Danışmanı

Fikret GÜZELLER
Eğitim ve Performans Geliştirme Danışmanı

Günümüzde iyi bir yöneticinin, yetkisinden kaynaklanan gücü ve bilgi birikimi ile şirket faaliyetlerini organize etmesi ve çalışanları bu maksatlar için görevlendirmesi beklenmektedir. İyi bir yöneticide olması gereken birçok vasıf sayılabilir.Ancak bugün yazımızda insanları dinlemeyi, çalışanların fikirlerine kıymet vererek kendi kararını gözden geçirmeyi, sorular ile çalışanları yönlendirmeyi ve çalışanları yönetmeyi ele alacağız.
Yönetici günlük yapılacak iş ile ilgili kendi zihninde bir durumu değerlendirmeli ve bununla birlikte bir ön fikir oluşturmalıdır. Daha sonra kesin uygulama kararını ve iş için gerekli görevlendirmeyi yapmadan o konu hakkında ilgili çalışanın kısa bir düşüncesini ve fikirlerini sakin bir şekilde dinlemeyi bilmelidir. Bu süre içinde çalışanı anlattıkları için terslememeli ve onu küçük düşürücü tavır ve davranış içine girmemelidir. Çalışanın anlattıklarından kendisince önemli olan kısımları alarak kararında bu bilgileri kullanması oldukça yararlı olacaktır.
Burada önemli olan, fikirleri ve düşünceleri dinleyeceği safhadır. Önce kararını verip, uygulamaya başladıktan sonra insanları dinlemeye başlar ve kararını değiştirirse şirket içinde hem kararsız hemde otoritesini uygun kullanmayan insan durumuna düşer. Bu hatalı davranış sonucunda ekonomik kayıpların yanı sıra zaman kaybının da ortaya çıkması söz konusu olacaktır.
Yönetici, önce şirket içinde yapılacak işler ve verilecek görevle ilgili belirlemeyi yaptıktan sonra, konuyu kendince yorumlamalı ve bir ön karar vermelidir. Bu ön kararını, yapılacak işi şirket çalışanına ileterek onun düşüncesini sormalıdır. Read the rest of this entry »

Karşımızdakini değil, biz kendimizi dinliyoruz!

Bilir misin bir hikaye söylenir halk arasında hani… dilden dile aktarılarak… duydun mu hiç ?
Belki bilirsin, kısaca anlatayım yine de
Bir zamanlar dağ başında fakir mi fakir bir çoban, derme çatma bir kulübede yaşar, güzeller güzeli kızına hem analık hem babalık yaparmış…
Derken bir gün, güttüğü koyunların birçoğunu sürüye saldıran kurtlar telef etmiş. Sürünün sahibi bu duruma çok kızıp çobanı, ölen koyunların parasına karşılık ücretini de ödemeden işten kovmuş!
Çoban, tutunduğu tek dalı olan işini kaybedince hayata küsmüş. Evine, kızına gitmeye cesaret edememiş… Kulübenin üst tarafındaki tepeye doğru yürümüş… yürümüş… yürümüş!
Niyeti tepenin sonundaki uçurumdan atlamaktan başka bir şey değilmiş.
Tepeye doğru uzun bir yol gitmiş. En tepeye yaklaştığı anda yerde bir kovuk görmüş. Eğilip bakmış, üzerinde değerli taşlarla süslü, harika bir kovuk! Bir an düşünmüş “bu kovuğu satsa kızına bir yıllık yiyecek alabilir. Ama olur mu ya bu hırsızlık olur!”
Kovuk elinde biraz daha yürümüş…
Bu defa yerde, bir kaftan görmüş! Şaşkınlıkla eğilip bakmış: Çok değerli ipekli kumaştan bir kaftanmış. Bu ancak padişahların olur, diye düşünürken… İlerde, kendisinin atlamayı düşündüğü yerde bir adam durduğunu fark etmiş.
Bir elinde kaftan bir elinde kovuk adama doğru hızla gitmiş ve seslenmiş:
– Bre kimsin? Bu dik yamaçta ne yaparsın?
Yamaçtaki adam bitkin ve mahzun dönüp seslenen çobana bakmış. Cevap verecek ne mecali ne de takati olmadığı için ağzını bile açamamış. Çoban bunun üzerine, tek derdi parasızlık zannettiği için:
– Paran yoksa bak, al bunları götür sat, derdine çare olsun, deyince
Adam, kahkaha ile gülmüş;
– Ben Padişahım! Onlar da benim zaten… Ama onlar derdime çare olmadı!
Bunu duyan çoban şaşkınlıkla: “ben sana kendi derdimin çaresini söyledim. O halde sen de bana kendi derdinin çaresini söyleyerek bulabilirsin…” diye mırıldanıp padişaha şöyle demiş:
– Ben buraya kendimi aşağıya atmak için geldim. Senin her şeyin var, Padişahsın! Çekil kenara ölüm benim hakkım!
Padişah, intihar etmeye niyetlenen bu adamı sakinleştirmek için bir yol aramış ve onu konuşturarak vakit kazanmak niyeti ile sormuş:
– Bre gafil, senin ailen, çocuğun yok mu? (çoban başı ile var anlamında işaret edince, devam etmiş) bilmez misin bu dünya da aileden daha büyük mutluluk yoktur! İsterse dünya senin olsun, seni seven sana değer verenler olmayınca sen dünyanın en fakiri olursun ve yaşamaktan nefret edersin. Elindeki nimeti görsene!
Bu sözleri duyan çoban, Padişahın derdinin çaresini kendince anlamış ve ona demiş ki;
– Padişahım ben size yol gösterirken kendi derdimin çaresini, siz bana yol gösterirken kendi derdinizin çaresini dillendirdiniz. Anladım ki sizin aileniz, çocuğunuz yok. Benim güzeller güzeli bir kızım var. Şu aşağıdaki kulübede yaşarım. Kızımı kötülerden korumak amacı ile hiç çıkartmam. Ama artık ona bakacak hiçbir şeyim yok. Kızımı bir gör, o seni görsün, kabul eder birbirinizi beğenirseniz evlenirsiniz. Bunu duyan Padişah;
– Yahu sen ne acayip bir adamsın! Evlenmek istesem bütün ülke benim! Benim derdim, rüyasında gördüğü kıza aşık olan ve o kızı ona bulamadığım için bana da hayata da küsen oğlumun her gün gözümün önünde ölüme gidişidir.
Nihayet konuşmaların sonunda Prensin rüyasında aşık olduğu kızın çobanın kızı olduğu anlaşılır ve hikaye kimsenin intiharı gerçekleşmeden tatlıya bağlanır…

Kıssadan hisseye geldiğimizde görüyoruz ki biz insanlar karşımızdakine kendi sorunlarımızın penceresinden bakarak cevap veriyoruz. Karşımızdakinin penceresinden bakmak kolay değildir. Eğer bunu bilmiyor ve yapamıyorsak ne azından dinlemeyi bilelim.

Sorunlarımızla baş başa iken kendimizi bilinçsizce dinleriz. Bu dinlemenin neticesinde de bulduğumuz çarelerle çözüm için eylemlerde bulunuruz.
Bir gün benzer sorunu yaşayan bir insanla karşılaştığımızda hiç düşünmeden aynı çözümü ona da öneririz.
Burada hepimizin, herkesin gözden kaçırdığı bir husus vardır:
Biz bu çözümü kendimizi ve sorunumuzu dinleyerek bulmuştuk! Şimdi karşımızda başka bir insan var…
Aynı sorunu olsa da; Başka bir adı, bir DNA’sı, başka bir ses tonu, başka bir düşünce yapısı… başka.. başka… başka…
Kısacası karşımızdaki biz değil!
Bu nedenle kendi çözümümüzü ona kendi elbisemizi giydirir gibi veremeyiz?!

Ona ille de bir şey yapmak istiyorsak, onu da kendimizi dinlediğimiz gibi dinleyelim…
Karşımızdakini, Yüreğimizle dinleyelim…

Şahnaz ARAS
Çocuk Gelişimi Eğitimcisi