porno canli mac izle

Posts tagged kişisel gelişim seminerleri

Eğitim Akademi Kişisel Gelişim Eğitimleri

Eğitim Akademi, Eylül-Aralık dönemi, bireysel katılım açık eğitim takvimini yayınladı.

Eğitim Akademi internet sitesinden başvurularınızı yapabilirsiniz.

Bu sezon farklı olarak akşam seminerlerine başlıyoruz.

Kişisel gelişimine önem veren, iş ve özel yaşamında performansını yükseltmek isteyen herkesi açık eğitimlerimize bekliyoruz.

Kişisel gelişim eğitimlerinde buluşmak üzere.
Eğitim Akademi

Korku

Korkularımız ve Biz!
Korku… Hayatımızın ne kadarını kapsıyor?
Korkular, hayatımızda, nerede başlayıp nerede bitiyor?
Biz korkak mıyız değil miyiz acaba? Ne dersiniz… ?
Gelin hep beraber korkularımızı ve bütün bu soruları masaya yatırıp bakalım:
Daha açık bir ifade ile korkularımız bizi yönetiyor mu acaba?
Bu da ne demek şimdi? Diyorsanız, hep beraber bakalım olur mu?

İlkokul yıllarında en büyük korkumuz; okulda başarısız olmak, sınıfta kalmak, aile baskısı, arkadaş çevremizin isteklerine cevap verememek gibi durumlar idi. Yani, bunlardan biri ve ya birkaçı, ya da hepsinden korkardık değil mi?
Sonra derken üniversite dayandı kapıya… Hepsi bir yerde toplandı adeta ve tek hedef, ya da diğer adı ile tek korkumuz vardı artık: Üniversiteyi kazanamamak!
Sonra, iş- evlilik ve bazılarımız için askerlik vardı sırada…
Bunlar bitince,
Çocuk sahibi olmak ya da olamamak korkusu başladı…
Tüm bunları yaşarken arada ekonomik nedenler, yokluklarla gelen korkuları sayamadık bile…
Kitap alamama korkusu, marka giyinememe korkusu, araba sahibi, ev sahibi olamama korkusu… vs.

Görünen o ki insanoğlu, önce kendine bir hedef seçiyor. Ardından bu hedefe ulaşıncaya kadar ona ulaşamama korkusu yaşıyor. Peki sonra?
Bunların hepsine ulaşınca bu korkuları yaşama sendromu bitiyor mu?
Maalesef! Tam tersine artıyor desek…
Elbette ki sonrasında artık ulaştıklarını kaybetme korkusu bekliyor sırada!
Haydaaa!
Bu da ne böyle? Biz gerçekten önce hep kazanamama, ulaşamama, kaçırma korkusu yaşıyor, sonrasında ise eğer elimizde ise bu defa da kaybetme korkusu yaşıyormuşuz, değil mi?
Ne acayip bir döngü bu böyle…
Hani pişmaniye gibi… Yiyen bir pişman yemeyen bin pişman, denir ya!
Hayatı adım adım yaşarken bu şekilde gelmiyor bize belki
Oysa kuşbakışı hayata baktık şimdi ve gördük ki
Ya korkumuzun üzerimize karabasan gibi gelmesinden ya da onu kovalamaktan öte bir şey değilmiş hayat!
Peki,
Korkusuz olmaz mı hayat?
Yok ya ben kovalamak da kaçmak da istemiyorum desek ve dursak bir an ne olur?
Ne olur biliyor musunuz?
Eğer Biz,
Sahip olma isteğimizden vazgeçmez
Tutunduklarımızla var olma kavgası verdiğimizi görmez
Aitlik kavramının bizi korkularda boğduğunu sezmez
İspat çabamızın güven getirmeyeceğini kabullenmez
İsek!
Söylediğimiz söz “Küçük Beyaz bir Yalan” olur…

Şahnaz Aras
Kişisel Gelişim Danışmanı

Doğru bir insan olmak kolaylaşıyor!

Doğru bir insan olmak kolaylaşıyor!
Bir söz vardır hani…
“Doğru olursan, ok gibi, fırlatır atarlar seni
Eğri olursan, yay gibi, elde tutarlar seni” diye

Hayatımızın herhangi bir yerinde
Hatta daha çocuk yaşta iken karşılaşırız bu gerçekle. Şöyle denir o zamanlar bize; “Her doğru her yerde söylenmez evladım!” Ve biz!
O küçücük beynimiz, kocaman yüreğimizle sorgulamaya başlarız… Doğru nerelerde söylenir acaba diye… Gözlemleriz çevremizi… Konuşanları, konuşulan ortamları, kimin kime neyi ne kadar söylediğini…
Şunu görürüz nihayetinde:
Doğru; dört duvar arasında sadece birbirine güvenen insanların paylaştığı bir durum!
Neden mi? Doğru söylendiğinde kaybedilecek bir şeylerin korkusu, susmayı gerektirdiği için…
Bizler, 60-70-80 yıllarında çocukluğu geçenler böyle büyüdük. Her birimiz bu gerçeği kendi yapımıza uyarlayıp bir kişiliğe büründük.
Bunun neticesinde ne mi oldu? Madden güçlünün yanında yer almak isteyenin doğru konuşmaması oldu tabii ki.
Çünkü güçlünün yanında yer almak demek bir anlamda güçlü olmak demekti!
Peki ya doğru olmak! Haklı olmak!
Tarih, güçlü ama haksız olanları hep yermişti oysa…
Haklı ama zayıf olanları ise baş tacı etmişti.
Hikayelerini, sevdalarını, en ince ayrıntısına kadar dilden dile dolaştırmıştı…
Hal böyle iken nedendi bu güç sevdası?
Birçok nedeni var elbette! Birçok nedeni…
Ama hepsinden önemlisi ve bütün nedenlerin temeli tek bir şeydi! Ne mi?
Ego!
Bu kadar basit mi?
Evet, bu kadar basit!
Ego’nun zaferi kısadır oysa. Hani derler ya;
“Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.” diye… İşte Egonun da zaferi, güç gösterisinin süresi bu kadardır…
Diğer taraftan belirtmeliyim ki,
Haklı olmak-doğru olmak demek aslında en büyük güce sahip olmak demektir!
Hak –doğruluk, gücün kendisidir çünkü!
Ama ego bunu bilmez… Ego görünenle vardır. Hakkın içinde var olan güç ise ancak hissedilir. Zamana ve mekana sığmayacak kadar büyüktür çünkü…
Bu nedenledir ki binlerce yıl önce yaşamış ama doğruluktan ayrılmamış sıradan bir çobanın hikayesi bile unutulmaz. Savunduğu doğruluk, onu unutturmaz ki!

Biz Türk toplumlarındaki aile kavramı, büyüklere saygı gibi güzel olgular, güçlünün karşısında doğru konuşmama gibi bir mazerette de kullanıldı maalesef…
Yıllardır devam eden bu durum, toplumumuzun güzel değerlerine dinamit koymaktan farksızdı oysa…

Şimdi, yani 90-2000 ve 2010 kuşağında çocukluk yaşayanların durumu ne mi?
Onlar kırılma dönemini yaşadılar, yaşıyorlar…
İnternet, cep telefonu, mesaj dönemi yaşayan çocuklarımız ve gençlerimiz doğruyu daha çok kişi ile paylaşmayı ve aslında farklında olmadan doğruyu her yerde konuşmayı öğrendiler…
Önümüzdeki yıllarda bu çocukların çocukları onlardan daha şanslı olacaklar elbette! Gittikçe dalga dalga yayılan bu doğruyu paylaşımı kimse engelleyemez artık…

Herkes internetin çocuk gelişimi üzerinde olumsuz etkilerini konuşurken benim bu söylediğimde ne böyle? Diyebilirsiniz!
Bir çocuk gelişimci, yıllarca her tür çocukla çalışmış ve hala da çalışan biri olarak vardığım sonuç ve gerçek bu!
Bu bizim toplumumuzun durumu elbette.
Öte yandan, Avrupa ve diğer ülkelerde zaten böyle bir durum yok. Onlar her yerde ve ortamda (normal halk için geçerli bu söylediklerim) doğruyu konuşmayı tercih ettikleri için aile bağı, büyük karşısında saygısızlık gibi bir kavramı bilmiyorlar zaten. Öyle bir dertleri de yok. Onlar için doğruyu konuşmaktır önemli olan.
Şimdi internet denen durumla dünya küçüldü.
Bizim çocuklarımız da Avrupa gençleri de ortak payda da buluşup konuşuyor, paylaşım kuruyor…
Aynı zamanda, Tarihin taç ettiği haklı ve doğru insanların hikayeleri, bu paylaşımda bulunan bizim çocuklarımızın beyinlerinde duruyor…
Bu durum, çocuklarımızla aileler arasında iletişim problemleri doğuruyor elbette. Nitekim birçok velim çocuğunun karşısında nasıl davranacağını şaşırıyor. Çünkü en ufak yalanını yakalayan çocuk bizim gibi susmuyor artık.
Nihayetinde baba veya anne otoritesini ayaklar altına alıp yalan söylediği için evladından özür dilemek zorunda kalıyor.
Sonuçta ne mi oluyor. Elbette ki bir daha yalan söylememek için direnen veliler ve doğrulukta kazanan çocuklar!
Aklın yolu birdir sevgili okuyucum,
Gerçekleri gizlemek teknolojinin ilerlemesi ile her geçen gün biraz daha zorlaşıyor…
Kapalı kapılar ardında konuşulanlar artık sır olmaktan çıkıyor…
Herkes gizlediği gerçekle tahmin ettiğinden daha erken yüzleşiyor…

Bu devri yaşayan çocuklarımızın doğruyu seçmemesi de bir o kadar mantıksızlaşıyor!
Kısacası, şimdiye değin bizler doğruyu seçip orda kalabilmek için direniyor, savaş veriyorduk…
Bu savaşı verip doğruluk yolunda ilerliyorduk. İlerlerken sonbaharın yaprakları dökmesi gibi, doğruların gizlenebilmesi, bizi…
Bazen hevesimize
Bazen korkularımıza yenik düşürüyor… Bir bir döküyordu…
Şimdiden sonra ise,
Doğruluk yolunda olmak için değil!
Olmamak için savaş verecek kimileri
Ve inanın bana, bu da doğruluk yolunda ilerleyenlerin ilkbaharı demek oluyor
Yani! Dostum,
Gelecek, doğruluğu esas alan bir insanlık vaad ediyor!

Şahnaz Aras
Çocuk Gelişimi Eğitimcisi

Küçücük, Beyaz Bir Yalan!

Küçücük, Beyaz Bir Yalan!
Mücadele…
Hayat bir mücadele…
Sürekli bir telaş, bir koşuşturma… Devam eder nefes aldığımız sürece
Dünyada; yaşam kavgası, Ekmek kavgası, varlık kavgası var…
Bunlar özünde, olması gereken durumlar, masumane
Gibi görünse de
Ulaşmak adına, illegale kayıldığı anda canavarlaşır adeta, önü alınamaz olur
Bir hata, bin hatayı doğurur…
Sonunda ise gerçekte sadece hüsran olur…

İsterseniz, Bir deneyin
Küçücük bir yalan söyleyin.
Sonra o yalanınızın yalan olduğunu sakın söylemeyin, kabul etmeyin…
O zaman o yalan,
O minicik beyaz yalan…
Oluverir birden, sizi de içine alan Kocaman bir yalan!
Birden hayatınız o yalanın doğru olduğunu ispatlamak adına
Müthiş bir mücadeleye dönüverir…
Hareketleriniz, konuşmalarınız hep o yalanı örtbas etmek içindir
Kısacası aslında, sonrasında yapılanların hepsi de yalandır!
Bu mücadele akıntıya karşı kürek çekmek gibidir
Dışarıdan kolay gibi görünse de sizi içten içe yoran
Uykularınızı kaçıran
Özgürlüğünüzü alan
Gülümsemenizi yapmacık yapan
Sevgi denen güzellikten uzaklaştıran
Hayatınızı sınırlayan, şekillendiren
Kararlarınızı belirleyen
Adeta, yarınınızı kendince düzenleyen olur
Da
Görünmez bile
Evet dostlar…
En tehlikeli kısmı da budur
Girilen bu yola neden girildiği unutulur
Nihayetinde kendi gibi, yoluna gireni de unutturur…

Ey Varlık kavgası veren insan!
Sonunda yok olup unutulacak, hem de yalan gibi, gerçekte olmayan, bir kavgaya girmek sana yakışır mı?
Öyle bir kavga ver ki yaşarken
Kavganı gören olmasın
Kavgana şahit tutulmasın
Ama kavgan, yalan değil doğru olsun
Bil ki
Legal kavgan seni, bir gün
Varlık savaşında zirveye oturtur
Tanıyan tanımayan herkes bundan haberdar olur
Olmayan bir tek belki sen olursun
Bırak O da senin mütevaziliğinin göstergesi olsun…

Ey, Yaşam mücadelesi diye,
İşimin gereği diye
Yalan limanlarını dolduran insan!
Eğer Gemini demirlediğin liman yoksa bil ki aslında,
Senin gemin de yoktur!
Hayali bir gemide, hayali bir limanda ama denizin içinde
Senin gerçek halin işte budur!
Ve biliyor musun?
Yoktur! Deniz de ölenin Mezar taşı
İllegal mücadelede ölenlerin ardından
Utanır akmaya gözyaşları
Ölmeleri yok oluşlarıdır
Hiç yaşamamış gibi!
Verdikleri mücadele…
Akıttıkları kan… Yokmuş gibi
Hiç olmamış gibidir.
Dilden dile dolaşmaz sevdaları, dolaşamaz!
Yalan limanında demirleyen geminin personeli
İçinde bulunduğu gemi gibi
Kocaman bir Yalan
Ya da
Küçücük, beyaz bir yalan! dır…

Şahnaz Aras
Çocuk Gelişimi Eğitimcisi