Hayal Kırıklığı…
Nedir bilir misiniz?
Hepimiz hayatımızın bir anında kendimizce hayal kırıklıkları yaşamışızdır. Elbette biliriz diyorsanız gelin bakalım, yaşadıklarınız gerçekten hayal kırıklığımıymış…

Bir söz vardır hani; “güvendiğim dağlara kar yağdı” diye…
Bir söz vardır yine; “tutunduğum dal elimde kaldı” diye…
Hani derler ya; “Ağaca dayanma çürür, insana dayanma ölür” diye…
Yine denir ya; “Denize düşen yılana sarılır” diye…
Dikkat edersek bu sözlerin hepsinde somut bir şeyler vardır. Somut, elle tutulur, gözle görülür bir şeyler vardır.
Güvendiğimiz bir insanın bizi yarı yolda bırakması, bize verdiği sözü tutmaması, planladığımız durumun planladığımız gibi gitmemesi… vs.
Bunların hepsi, bizi bir anlamda hayal kırıklığına uğratmış gibidir belki. Ancak gerçek hayal kırıklığı değildir.
Hayal! Adı üstünde… Soyut bir kavramdır. Kırıklık ise somut…
Soyut bir kavram nasıl somutta kırılabiliyor öyleyse…
Bizler biliyoruz ki; İnsan dediğimiz varlık ruh ve bedenden ibarettir.
Beden yaşamaya devam etmek için somut bir şeylere (yemek-içmek-uyumak gibi) ihtiyaç duyarken ruh da soyut bir şeylere (sevgi, güven, değer gibi) muhtaçtır.
Hayal bizi ayakta tutan, bize canlılık veren ruhumuz gibidir. Görünmez belki ama biz onun varlığı ile ayaktayızdır.
Hayal yarınımız için ümit kaynağıdır. Karanlıkta ışığımız gibidir.
Bir gün! Bir gün! Bir gün! Diyerek beklediğimizdir…
Beklerken biliriz, belki hiç göremeyeceğiz ama olsun ya görürsek diye gülümseyebildiğimizdir.
Biz görmesek de sonraki nesiller görecek diye inanmak istediğimizdir…

Evet dostlar…
Hayal; tutunduğumuz dal, güvendiğimiz dağ, yaslandığımız ağaç değil!
Hayal; üzerinde yürüdüğümüz zemin, ayak bastığımız yerdir!
Gerçek hayal kırıklığında ayağımızın altından zeminimiz alınmış gibi olur… Boşlukta kalırız…
Hiç paraşütle atladınız mı bilemem ama orada bile kısa bir süre sonra açılacak bir paraşütünüzün olması size güven verir. Burada ise öyle bir durum da yoktur. Boşluktasınızdır…
Boşlukta… Gidecek yön yoktur… Tutunacak dal, ayak basacak zemin, … Yoktur… Yoktur… Yoktur… Her şey ama her şey hiçbir şeydir o anda!
Denize düşülmemiştir ki su ile mücadele edilsin? Ya da yılana sarılınsın?
Boşlukta mücadele edecek su da yoktur ki! Hava vardır sadece, görünmez tıpkı ruhumuz gibi… Tıpkı hayalimiz gibi…
O görünmeyen ve savaşamadığımız durum bizi çoğunlukla alt eder…

Somutta görebildiğimiz kayıplarımızı, hayatımızın farklı dönemlerinde tekrar tekrar yaşarız.
Gerçek hayal kırıklığını ise her insan hayatında bir kez yaşar!
Bu hayal kırıklığı son olur. Kiminin hayatına, kimin aklına, kiminin insanlığına mal olur!
Bu üçünü de feda etmeden kalabilenler de vardır elbette… Hani bazı durumlar için, her kişinin değil, er kişinin işidir denir ya… Öyle işte…
Onlar; içimizde yaşayan, bizden biri gibi görünen, ama anlatamadığımız-anlayamadığımız, bizi kendilerine hayran bırakan bir güce sahiptirler…
Onları tarif etmek için; “Hoşgörülü” deriz, yetmez! “Güçlü” deriz, yetmez! “Sevgi dolu” deriz, yetmez… Kısacası onları tarife kelimeler yetmez…
Neden mi?
Onların soyutta verdikleri mücadeleden galip çıkanlar olduğu, somut kelimelerin onları tarife yetemeyeceği gerçeğinden…

Hayat bir mücadele…
Kimi, adına yaşam mücadelesi der, maddiyat peşine düşer
Kimi çevresi ile mücadeleyi seçer.
Oysa gerçekte
Bu mücadelenin en büyüğünü insanın kendi ile yapması gerektiği biline…
Onlar incitmezler karıncayı bile
Onların savaşı soyuttadır, görünmeyenle…
Sadece hayran olunur yaşam yolunda böyle gidene.

Şahnaz Aras
Çocuk Gelişimi Eğitimcisi