porno canli mac izle

Makale

Günümüzün En Çok Konuşulan Konusu STRES

Stres, insanın ortaya çıktığı ilk zamandan beri var olmasına rağmen özellikle son yirmi yıl içerisinde evrensel bir ilgi odağı haline gelmiştir.
Bu ilginin nedenleri stresin insan sağlığı ve iş yaşamındaki performansını olumsuz yönde etkilemesinden kaynaklanmaktadır.

Stres Tanım : Olumsuz veya olumlu durumların içimizdeki yansıması,bedenin yaşam tarzına yanıt veriş şeklidir. ( Hans Selye )
Fizik Biliminde : Maddenin kendi üzerinde uygulanan güce gösterdiği tepki.

Çince’de stres kelimesi, tehlike ve fırsat kelimelerinin sembollerinin karışımıdır. Stres bu iki kavramı paylaşmaktadır. Her problem çözümünü de içinde saklamaktadır; stres altında olduğunuz her an enerjinizi hem yıkıcı hem de yapıcı kullanma potansiyeline sahipsiniz demektir.

Ameliyat odasında ameliyat yapan bir operatör o kadar stres altındadır ki kalp atışları bir hayli hızlanır. Fakat bu bizler için şanstır, çünkü hiçbirimiz ameliyat gibi kritik bir anda gevşemiş durumdaki bir doktora ameliyat olmak istemeyiz. Başarılı insanlar streslerini yapıcı enerjiye ve yaratıcı güce dönüştürürler.

Bir başka özellik ise, stresin bireye özgü bir olay olmasıdır. Şöyle ki aynı stres yaratıcısına iki kişinin verdikleri cevaplar farklı olacaktır, zira aralarında bireysel farklılıklar bulunmaktadır. Hal böyle olunca kişilerden biri strese girerken diğeri girmeyebilecektir. Kimi uçağa binmekten çok korkar ve uçağa binmesi gerektiğinde strese girerken kimisi kendi uçak kullanır ve bundan büyük keyif alır.

Örneğin bir topluluk karşısında konuşmak birçok insanda stres yaratır. ( Kuzey Amerikalılar bunun kendileri için bir numaralı korku olduğunu iddia etmektedirler). Yine çok az da olsa bir kısım insanlar toplum karşısında konuşma yaparak geçimlerini sağlamakta ve bundan da zevk almaktadırlar. Bu iki grup insan arasındaki fark, birinci grubun stresi çekingen ürkek tarzda, ikinci grubun ise kendine güvenen bir tarzda yönetmesidir.

Şimdi içimize atıyoruz, fakat modern dünyada bu tepkilerin yanlış yönetilmesi yüzünden bir bedel ödemekteyiz. Ya savaşmayı ya da kaçmayı seçen mağara adamlarından farklı olarak biz, günümüzde stres yaratan olaylara karşı doğrudan tepkimizi göstermeyip içimize atmaktayız. Patronumuza kızdığımız zaman kendisine karşı gelmeye ne kadar zorlanırsak zorlanalım bunu yapamayız. Onun için fiziksel değişiklikler sonucu yükselen tansiyonumuzun normal duruma düşmesini sağlayamayız. Tansiyonumuzun devamlı yüksek olmasını önleyemediğimiz için aşağıdakilere benzer stres kökenli hastalıkların kurbanı oluruz.

1. Müzminleşmiş bir şekilde göz bebeğinin büyümüş olarak kalması, görme problemlerine sebep olabilir.
2. Ağızdaki aşırı kuruluk, yutkunma güçlüklerine sebep olabilir.
3. Sindirim işleminin çok sık aksaması kabızlığa sebep olabilir ve ülser olma riskini arttırır.
4. Müzminleşmiş bir şekilde kasların gergin halde kalması beden ağrılarına ve sancılara sebep olabilir. Bu ağrıların belli başlıları boyun ağrısı ve omuz kasları ağrısıdır.
5. Müzminleşmiş yutkunma ve sık nefes alıp verme astıma yol açabilir.
6. Müzmin tansiyon yükselmesi, yüksek tansiyon hastalığına sebep olabilir.

Fiziksel göstergeleri ne olursa olsun stres daima psikolojik sonuçlar doğurur. Strese maruz kaldığınız zaman hipotalamus adrenal bezlerine etki eden hormonları salgılayan bezleri uyarır. Bu bezlerin salgıladığı hormonlar, adrenal bezinin adrenalin salgılamasına sebep olur, bu adrenalin de bedenimizde şiddetli fiziksel değişikliklere yol açar.

İlk yapılacak sizde stres yaratan stres kaynaklarınızı tesbit etmek ve bu kaynakların sizde yarattığı stres belirtileri’nin farkında olmanızdır. Akabinde orta ve uzun vadede stres yönetimi tekniklerini öğrenmeniz sizin daha keyifli ve başarılı bir hayat sürdürmenizi sağlayacaktır. 
Serap Gökmen

Satış ve Pazarlamada Etkili Konuşma

    Satış iletişimi müşteriyle karşılaşmadan çok önce başlamalıdır. Hazırlıklı olunca, sunum
    Sırasında daha rahat olacak ve satışınız etkili hale gelecektir. Hazırlığın birinci bölümü ürün hakkında bilgi ve malzemede gelişmektir. İkinci kısım, bu alandaki rekabetin ve müşteri isteklerinin
    eksiksiz bilgisidir. Ancak bütün bunları yapsanız bile konuşmanız itici / anlaşılmaz / sıkıcı ise başarılı olmanız çok zordur. Her türlü ilişki konuşmayla başlar ama söz konusu iş hayatı ve özellikle satış/ pazarlama olduğunda nasıl konuştuğunuz neler bildiğinizden daha önemlidir. Read the rest of this entry »

İletişim Psikolojisi

İLETİŞİM PSİKOLOJİSİ

İletişim özellikle çağımızda “hayatın temeli” gibidir ve genel olarak şu başlıklarla açıklanır.
KENDİMİZLE İLETİŞİM:
İnsanın kendisine nasıl baktığı, nasıl hissettiği, hayatı nasıl algıladığı, insanlara ne tür duygular taşıdığı ve kendisiyle olan sorunları, başkalarıyla olan iletişiminin “beşiği” gibidir.
Bu nedenle öncelikle kendimizle olan iletişimimizi daha güzel ve daha sağlıklı kılmaya çaba göstermeliyiz.
Temel teknik: Farkındalık/ Kontrol/ Önlem
İKİLİ İLETİŞİM:
Gerek aşk, gerek iş ve arkadaşlık alanlarında ikili iletişimde gösterdiğimiz “performans” hayatımızı zorlaştıran ya da kolaylaştıran bir unsurdur.
İkili iletişimde en önemli olan, kınamadan, yargılamadan, eleştirmeden evvel “anlamaktır”.
Karşınızdaki kişiyi ne kadar anlarsınız o kadar anlaşırsınız.
“Anlaşmak ve iletişimde başarılı olmak karşınızdaki kişiyle AYNI olmak değil, onun AYRI olan yanlarını anlayabilmektir”. Read the rest of this entry »

İletişimde Genel ve Pratik Kaçınılması Gerekenler

Eğitim ve Performans Geliştirme Danışmanı

Eğitim ve Performans Geliştirme Danışmanı

1 ) Kibirlenmek, yüksekten bakmak: Kişinin kendini diğer insanlardan üstün görüp, onlara tepeden bakması ister istemez konuşmalarına da yansır. Ancak başkalarına saygı göstermeyen “gerçekten” saygı da görmez, sadece geri çekilme duygusu yaratır. Ama ne yazık ki kibirli kişi bunu saygı uyandırıyor gibi algılar. “O da bir şey mi? En iyisini ben yaparım, en çok ben bilirim” tarzındaki iletişim dili, bu insanların tipik halidir.
2 ) Fazla çekingen davranıp, kendini yetersiz görmek: Yüksekten bakmak kadar itici olmasa da kendini yetersiz görmek de iletişimi müthiş olumsuz etkileyen bir tavırdır. Çünkü karşısındaki insanlar onun hakkında “özgüveni yok” diye karar verirse, konuştuklarının etkisi kalmaz. Daha da önemlisi , kendini yetersiz görüp bunu belli eden kişi, güven de yaratmaz. “Aciz” bile bulunur.
3 ) Sesli düşünüyor gibi lüzumsuz konuşmak: “Anlattıklarım karşı tarafı ilgilendiriyor mu?” diye düşünmeden, karşıdakine konuşma hakkı tanımadan, sürekli laf keserek ve ilgili ya da ilgisiz hep konuşmak isteyen kişiler, inanılmaz antipatik olur ve arkasında hiç görmediği kocaman dedikodu torbasıyla gezer ama farkına varmaz. Ayrıca böyle lüzumsuz konuşan insanlar dinleyenler için çok sıkıcı olduğundan; aslında sevilen biri de olsa, etrafındaki insanları kaçırmaya başlar.
4 ) Sır tutmamak ve dedikoduculuk: Kişilerin veya iş hayatının özeline dair söylenmemesi gereken konuları uluorta konuşan veya “Aman” kimseye söyleme” diyerek herkese anlatan kişiler, iletişimde hep kaybederler. Ancak ne yazık ki bu insanlar da kayıplarının farkında değildir. Çünkü başkaları onun dedikodusunu ilgiyle dinler ama “Benim hakkımda da konuşur” kanısına varır.
5 ) Sıkça pot kırmak, gaf yapmak: Genellikle bu tür insanlar sürekli başkalarını neşelendirip güldürmek isteğiyle doludurlar ve aslında bu tavrın psikolojik yapısı “Beni sevin” çağrısıdır. Bu nedenle kelimeleri özenle seçmezler ve pot üzerine pot kırarlar ama çoğu kez farkına bile varmazlar. Çevresindeki insanlar ise “Şimdi bu yine bir gaf yapacak ve ya bu benim hakkımda olursa” diye rahatsız olup diken üstünde kalırlar. Bu yüzden sıkça pot kıran kişiler aslında sempatik de olsalar, içtenlikle dostluk kurmaları ve sohbetlerinin aranması çok zordur.
6 ) Sürekli şakalaşmak isteği ve alay etme alışkanlığı: Başkalarını hafife almak, yüzlerine karşı veya arkalarından iğneli sözcüklerle ve alay ederek konuşmak, iletişimdeki en büyük kayıplardan biridir. Alaycı insan biriyle alay ederken diğerini eğlendirir belki ama iletişimde asla güven ve sevgi yaratmaz. Ayrıca “ayarsız” konuşan birisi, karşı tarafta ( açık ya da gizli) kızgınlıklar doğurduğu için, “ayarsız tepkilere “de hazır olması gerekir. “İstediğini söyleyen, istemediğini işitir” sözünü hatırlamakta da yarar vardır.
7) Konuşanın sözünü kesmek: “Ben senin ne diyeceğini biliyorum” duygusu vererek, her fırsatta laf kesmek, saygı ve terbiye dışıdır. Üstelik, sözü kesilen kişide “Bana önem vermiyor ve küçümsüyor” duyguları da oluşturur. Bu yüzden tıpkı alay etmekte olduğu gibi, gizli ya da açık kızgınlıklar da yaratır.
Bir başka söz kesme rahatsızlığı “sesli düşünen” insanlarda bulunur. Bunlar aklına geleni hemen söylemek ihtiyacındadırlar. Fakat yine çevresini boşaltacak kadar insanları huzursuz ederler.
Diğer söz kesme alışkanlığı ise, gerçekten en güzel arkadaşlıkları bile mahvedebilir. Çünkü bu tür insanlar kibirli olmasa bile müthiş düşüncesizdir ve konuşan kişinin sözünü kesmekle kalmayıp, kendisi bir şeyler anlatmaya başlar. Hatta sözünü kestiği kişiye dönüp “pardon, ben senin anlatımını kestim” demek bile akıllarına gelmez.
Oysa bu tavır, “Senin konuşmandan sıkılıyorum ve anlattıkların ilgi çekici değil ama benim anlatacaklarım daha ilginç ve ben daha iyi konuşuyorum” demekle aynı şeydir.
8 ) Samimiyetsizlik, yapmacıklık:
Kişi ne kadar ustaca “doğal” görünmeyi oynasa bile, insanların çoğunluğu onun aslında rol yaptığını, “mış gibi” davrandığını ve samimiyetsiz olduğunu açıkça görür. Bu vaziyette de kendini “kandırılmak isteniyor” gibi hisseder ve artık yapmacık konuşan kişiye güvenmesi, dediklerine inanması ve hakkında olumlu duygular beslemesi söz konusu bile olamaz. Unutmayalım ki Mevlana’nın “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğü gibi ol” deyişinin gereğiyle, çevresinden içtenlikle saygı gören, sevilen ve ikna edici olabilen bütün kişiler “hakiki” konuşup davrananlardır.
Ve zaten samimi olmak, doğru iletişimin “olmazsa olmaz” temel taşlarından biridir.