porno canli mac izle

İletişim Psikolojisi

İLETİŞİM PSİKOLOJİSİ

İletişim özellikle çağımızda “hayatın temeli” gibidir ve genel olarak şu başlıklarla açıklanır.
KENDİMİZLE İLETİŞİM:
İnsanın kendisine nasıl baktığı, nasıl hissettiği, hayatı nasıl algıladığı, insanlara ne tür duygular taşıdığı ve kendisiyle olan sorunları, başkalarıyla olan iletişiminin “beşiği” gibidir.
Bu nedenle öncelikle kendimizle olan iletişimimizi daha güzel ve daha sağlıklı kılmaya çaba göstermeliyiz.
Temel teknik: Farkındalık/ Kontrol/ Önlem
İKİLİ İLETİŞİM:
Gerek aşk, gerek iş ve arkadaşlık alanlarında ikili iletişimde gösterdiğimiz “performans” hayatımızı zorlaştıran ya da kolaylaştıran bir unsurdur.
İkili iletişimde en önemli olan, kınamadan, yargılamadan, eleştirmeden evvel “anlamaktır”.
Karşınızdaki kişiyi ne kadar anlarsınız o kadar anlaşırsınız.
“Anlaşmak ve iletişimde başarılı olmak karşınızdaki kişiyle AYNI olmak değil, onun AYRI olan yanlarını anlayabilmektir”. Read the rest of this entry »

Günde Kaç Kez Kahkaha Atıyorsunuz?

Eğer insanlar günde en az bir saat gülmeyi başarabilseler, üstelik hiç sebepsiz yere, stres yönetimi için başka hiçbir tekniğe ihtiyaçları kalmaz. Gülmenin kendisi yeterlidir çünkü o an ne geçmişte, ne de gelecekte var olabilirsiniz; şimdi ve burada olursunuz. collage-2016-04-29
Günümüzde insan beyniyle ilgili yapılan araştırmalar bunların doğru olduğunu ortaya çıkardı. Mizah ile tetiklenen kahkaha ile sebepsiz yere başlayan kahkaha bedende aynı etkikiyi bırakırlar.
Bedenin ikisi arasında bir ayırım yapmadığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. 
 

Kahkaha atmak oksijen arzını artırır, sadece beyniniz değil tüm organlarınız bundan pozitif olarak etkilenir ve daha verimliçalışır.
 

Kahkaha, kişisel yaşamınız, iş hayatınız, ruhsal ve fiziksel sağlığınız, sosyal yaşamınız ve içinizdeki canlılığı destekler!
Her şeyden önce hayatınıza daha çok neşe getirir, espri yapma yeteneğinizi geliştirir ve gülümsemenizi kolaylaştırır. Kendinize güveniniz artar, daha pozitif bir görünüşünüz olur, kendinizi daha umutlu ve pozitif hissedersiniz. . Kısa bir süre içinde duygusal durumunuz değişir ve ruh haliniz dengelenir.

Bebekler günde kaç kez kahkaha atıyorlar? üzerine yapılan araştırma sonucu şu sonuç çıkmış: Bebekler ortalama olarak günde 450 – 500 kez kahkaha atıyorlar. Peki, yetişkinler günde ortalama kaç kez kahkaha atarlar?
Yetişkinler günde ortalama olarak 10 – 15 kez kahkaha atıyorlarmış.

Kahkaha çiçeği tohumu hediye etmemizin nedeni, çiçeğinizi büyütürken kahkaha atmayı hatırlamanız ve kahkaha attıkça vücudunuza seratonin ile endorfin yani mutluluk hormonları salgılamanız dileğimiz ile.

Herşeyin Başı Farkındalık!

AAEAAQAAAAAAAAXBAAAAJDA3M2JmNDc3LWE5N2UtNDNjMy05MmNkLWRiOWM3OGI1YWQ2Yw

Nerede bir açmaz veya istenilenin dışında bir durum cereyan etse, mantık silsilesinin son vardığı nokta ‘eğitim’ olur; ve ‘Herşeyin başı eğitim!’ deriz. Başta öğrenme ve teknik olarak bilgi sahibi olma anlamında kullansak da, düşünce, tutum ve davranışı da kapsayan bir ‘eğitim’dir asıl ifade ettiğimiz. 20 yıla yakın eğitimcilik geçmişime dayanarak, katılıyorum ki eğitim şart! Ancak, biz insanoğlunun eğitimden daha öte bir olguya daha ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Gerçekten, ‘herşeyin başı…’ diye başladığımız ama ‘eğitim’ diye devam edemediğimiz bir durumla karşı karşıyayız. Zira, eğitim kendi başına yetmiyor. Dahası gerekiyor. O da farkındalık. Bence, toplumsal gelişim ve refah için farkındalık şart!

Bir an durup, büyük icatları ve teknolojik gelişmeleri başlatmış ünlü mucit ve bilim insanlarını düşünün. Kuşkusuz, eğitim sayesinde insanoğlu olduğu yerden çok daha ileri gidiyor. Ancak, bu noktada başarı ve gelişimi salt eğitime dayandırmak yerine, kişilerin muazzam bir dikkat, gözlem, analiz, farkındalık, kabul ve niyet sürecinden geçerek ulaştığını düşünmekteyim. Dikkat ederseniz, yukarıda saydığım bir çok aşama mindfulness (dikkat ve farkındalık) ilkeleriyle -dikkat, farkındalık, yargısız gözlem, niyet ve kabul, bire bir örtüşüyor.

Mesela, Wright kardeşleri bisiklet üretimi ile uğraşan, mühendislik eğitimine dahi sahip olmayan iki kardeş, tarihe ilk uçan insanlar olarak girdiler. Başarılarını neye borçluydular? Einstein, örneğin, ilkokulda öğretmeninin ‘öğrenme zorluğu var’ ve ‘çok zeki değil’ söylemine karşın, ortaya attığı bilimsel teoriler (örn. meşhur izafiyet teorisi; kütlesel çekim dalgaları teorisi) bugün ardı ardına ispatlandı. Newton, dalından düşen elmaya hiç bir şekilde farkında olmayıp, veya farkında olduğu halde dikkatle gözlem ve analiz etmeye koyulmasaydı, bugün ağırlık ölçümü ve yerçekimi konularında nerede olurduk acaba…

Örnekler saymakla bitmez. Tüm bu buluşlar, bilim insanlarını daha fazla çalışmaya, irdelemeye, gözlemlemeye ve üretmeye itiyor. Ancak, mindfulness bakış açısıyla buluştukları ortak nokta benim gözümde son derece net: Mucitlerin ve bilim insanlarının başarı kaynağı, dikkat ve farkındalık seviyelerinin yüksek oluşu; merakla ve sabırla olguya odaklanmaları; ve içinde bulundukları durumu müthiş farkındalıkla, yargılamadan ve olduğu gibi kabul ediyor olmalarıdır. Aynı mindfulness uygulamalarındaki öğretilerde olduğu gibi.

Günlük yaşamda, birer Einstein, Newton veya Wright olmamız beklenmiyor, ne de onlar gibi tarih sayfalarına girmemiz… Ancak, her birimizin kendi yaşamının hikayesini yazdığını düşünecek olursak, kendimiz için ses getirecek başarı getirebilmemiz -hatta hayatta kalmak için, en başta dikkat ve sonrasında farkındalık şart diyorum. Yani, kendimizi bilmemiz, tanımamız, anlamamız ve yönetebilmemiz yoluyla kendimizin farkında olalım yeter. İlgi alanlarımızı, becerilerimizi, arzularımızı, gerçekleştirmek istediklerimizi, sahip olduğumuz ve ihtiyacımız olan kaynakları, ve yaşamımızın banisi olan değerlerimizi keşfetmek ve farkında olmak için de, biraz dikkat, biraz gözlem ve analiz, ve büyük miktar da yargısız kabul içinde olmak yeter de artar bile. Bunun için de anda kalın yeter!

Shirli Ender Büyükbay

Mindfulness’ı Anlamak…

mind
Son dönemde okuduğum, izlediğim ve gördüğüm çoğu yayın bana mindfulness’ıanımsatıyor. Eskiden klişe “şimdi ve burada” olmak terimini kullanırdık. Onu bile, felsefi derinliğiyle beraber anlamlandırmak zamanımızı almıştı. Günümüzde, ‘dikkat ve farkındalık’, ‘bilinçli farkındalık’, ‘bilinçli bilinç’, ‘farkındalıklı farkındalık’, ve ‘anda olma’ gibi terimlerle dolu ifadeler geziyor. Aslında, felsefi, teorik ve uygulama bakımından baktığınızda, tümü bir ağacın dalları gibi. Ancak, malesef, Türkçe’de tam karşılığı olmayınca, bu ifadeleri içselleştirmek de zorlaşıyor. İşin özeti, mindfulness ‘şimdi ve burada’ olma halinden çok uzak değil.
Peki nedir mindfulness? Ne olduğunu anlatmaktan öte, nasıl bir deneyim olduğunu paylaşmayı tercih ederim. Bir kaç saniyeliğine yaptığınız işe ara verip düşünmenizi rica etsem… Kahve içmeyi sever misiniz? Veya çay? En son kahve/çay keyfiniz sırasında deneyimlerinizi anımsıyor musunuz? “Deneyim mi? Kahve içmenin ne deneyimi olabilir ki?” şeklinde soruyor olabilirsiniz… Evet, hayatımızın her anı bize çeşitli deneyimler yaşatır, basit bir fincan kahve dahi. Deneyimlerimizin kalitesi (veya canlılığı) ona yeterli zaman, dikkat ve farkındalık vermemizle bağlantılıdır. Ne kadar dikkat ve farkındalık, o kadar daha canlı, doyurucu ve gerçekçi bir yaşam demek!
kahve.jpg
Mesela, bugüne kadar bir fincan kahvenizi tüm beş duyunuzla keyfine vararak yudumladınız mı? Henüz yeni demlenmiş kahvenizden çıkan ve havaya karışan ince dumanı izlediniz mi? Fincandan gelen aromayı burun deliklerinizden içinize çekerek, sıcaklığı ve kokuyu ciğerlerinizin derinliğine kadar aldığınızı ve beslendiğinizi hayal ettiniz mi? Fincanda duran sıvının rengini, parlaklığını, hatta ayna gibi yansıtmalarını gözlemlediniz mi? Peki ya, ilk yudumu alırken, dudaklarınızda ve ağzınızda yarattığı sıcaklığı, kahvenin getirdiği tipik hafif acı-tatlı tadı, ve yutağınızdaki oluşan ve sizi içgüdüsel olarak yutmaya iten tükrük bezlerin çalışmaya başladığını farkettiniz mi? Hiç aklınızdan, yutmayı geciktirmek ve biraz daha keyfine varabilmek için mili-saniyelik süreyle zamanı yavaşlatmak gibi ‘şahane’ bir fikir geçti mi? Bu küçük yudumun yemek borunuzdan aşağı doğru inerken sıcaklığını hissetmeye izin verdiniz mi? Tüm küçük adımlarda dikkatiniz ve farkındalığınız nerdeydi? Her bir duyu yoluyla deneyimlerinizde mi, yoksa arkadaşınızla sohbetinizde, gazetenizde, veya yapılacak/yapılmış işlerde mi?
İşte, benim anlayışımda mindfulness –Kirk W. Brown ve Richard M. Ryan’ın da tanımladığı gibi, “anda yaşanan olaylara, deneyimler ve hallere yönelik belirgin dikkat ve farkındalık becerisidir.” Yani, olanlara gereken ölçüde dikkatimizi tümüyle verme ve bizde yarattığı deneyimleri farketme becerisi.
Mindful (dikkat ve farkındalıkla anda olma hali) olmak için çok çabaya gerek yok. Bir kaç püf noktalarını bildikten sonra, hayata geçirmesi çok kolay. Bu zamana kadar bilinçli veya bilinçsiz çeşitli şekil ve ortamlarda zaten uyguladığımız yöntemlerden ibarettir. Mindful olma, bir nevi, kendimizi mind-full (zihin doluluğu) durumundan uzaklaştırmak, biraz da mind-fool (zihni aptallaştırma) olma yoluna sevketmek gibi öz-farkındalık ve öz-yönetimi içeren keyifli bir süreç…
Bu konuda araştırmalarım ve uygulamalarım ışığında, bizleri mindful olmaya destekleyen yedi ilke keşfettim. Her birini kendi başına ve eş zamanlı uygulama yoluyla, zihinsel, duygusal, bedensel ve ruhsal olarak kendimizi mindful olmaya eğitebiliriz. Kahvenin tüm duyularımızla tadına varma örneği gibi, pek çok keyifli ve eğlenceli mindfulness uygulamaları mevcuttur.

1. Dikkat (Attention)
2. Niyet (Intention)
3. Tutum (Attitude)
4. İzleme/Gözlem (Observation)
5. Yargılamama (Non-judgmental)
6. Kabul (Acceptance)
7. Bırakma (Let it go/Let it be)

Bu yazımda, kahve örneğiyle birinci ilkeye az da olsa değinmiş oldum. Her aşamasını keyifle yürütebileceğiniz bir uygulama paylaşmış oldum. Bundan sonraki yazılarımda bu yedi prensipten bir kaçına değinerek, örneklemeler ve uygulama yolları sunarak, bildiklerimi, deneyimlerimi ve bende yarattığı olumlu etkileri paylaşıyor olacağım. Keyifli okumalar ve deneyimlemeler olsun.

Shirli Ender – Büyükbay